
Bazı dönemlerde insan, hiçbir tartışma yaşamamış olsa bile çevresinden geri çekilmek ister. Kalabalıklar yorucu gelmeye, eskiden saatlerce konuşulan konular anlamsızlaşmaya, yalnız geçirilen zaman ise şaşırtıcı biçimde rahatlatıcı olmaya başlayabilir. Ruhsal uyanış kavramıyla ilgilenenler bu değişimi sıklıkla “uyanışın işaretlerinden biri” olarak yorumlar. Peki insan neden tam da kendini daha fazla tanımaya başladığı bir dönemde başkalarından uzaklaşma ihtiyacı hisseder?
Ruhsal uyanış genellikle tek bir anda gerçekleşen mistik bir olaydan çok, insanın kendisini, hayatını ve yıllardır doğru kabul ettiği düşünceleri yeniden sorgulamaya başladığı bir dönüşüm süreci olarak anlatılır. “Ben gerçekten ne istiyorum?”, “Bu hayatı kendi seçimlerimle mi yaşıyorum?”, “Beni mutlu ettiğini düşündüğüm şeyler gerçekten bana mı ait?” gibi sorular daha sık ortaya çıkabilir. Bu sorgulamalar arttıkça insanın çevresiyle kurduğu ilişkiler de ister istemez değişmeye başlar.
Çünkü ilişkilerimizin önemli bir kısmı yalnızca sevgi üzerine değil, alışkanlıklar ve ortak kimlikler üzerine de kuruludur. Aynı şeylere güleriz, aynı insanlardan şikâyet ederiz, benzer ortamlara gideriz ve zamanla birbirimizin hayatındaki belirli rollere yerleşiriz. Fakat kişi içsel olarak değişmeye başladığında bu roller dar gelmeye başlayabilir. Eskiden doğal görünen bazı sohbetler yorucu, bazı arkadaşlıklar yüzeysel, bazı ortamlar ise gereğinden fazla gürültülü hissedilebilir.
Bu durum her zaman çevredeki insanların “yanlış” olduğu anlamına gelmez. Bazen değişen yalnızca kişinin ihtiyaçlarıdır.
Örneğin daha önce sürekli sosyal olmak isteyen biri, bir süre sonra sessizliğe ihtiyaç duyabilir. Daha önce başkalarının düşüncelerini çok önemseyen biri kendi kararlarını sorgulamaya başlayabilir. Sürekli bir şeylere yetişmeye çalışan biri hayatın hızından rahatsız olabilir. Böyle zamanlarda yalnızlık, insanlardan kaçmak yerine zihinsel alan açmanın bir yolu haline gelebilir.
Ruhsal geleneklerde bu dönem zaman zaman “içe dönüş” olarak tanımlanır. İnsan dış dünyadan aldığı sesleri biraz azaltarak kendi düşüncelerini duymaya çalışır. Çünkü sürekli başkalarıyla birlikte olduğumuzda neyi gerçekten bizim istediğimizle neyi çevremizin bizden beklediğini ayırmak zorlaşabilir.
Bu nedenle bazı insanlar dönüşüm dönemlerinde sosyal çevrelerini doğal olarak küçültür. Daha az fakat daha derin ilişkilere yönelmeye başlayabilirler. Küçük konuşmalar yerine anlamlı sohbetleri tercih edebilir, yalnız kalmaktan eskisi kadar korkmayabilir ve herkese kendisini açıklama ihtiyacını kaybedebilirler.
Bir başka önemli değişim ise sınırların fark edilmesidir. Kişi yıllarca başkalarını memnun etmek için yaptığı şeyleri görmeye başladığında bazı ilişkileri yeniden değerlendirebilir. Sürekli dinleyen, yardım eden, idare eden veya kendi ihtiyaçlarını geri plana atan kişi artık “hayır” demeye başlayabilir. Dışarıdan bakıldığında bu değişim uzaklaşmak gibi görünse de aslında bazen insanın ilk kez sağlıklı bir mesafe kurmaya başlamasıdır.
Ancak ruhsal uyanış anlatılarında sık yapılan bir hata vardır: Her sosyal geri çekilmeyi spiritüel bir gelişim olarak yorumlamak.
İnsanlardan uzaklaşma isteğinin oldukça sıradan nedenleri de olabilir. Yoğun stres, tükenmişlik, hayal kırıklıkları, yaşam değişiklikleri veya yalnızca bir süre dinlenme ihtiyacı insanı sosyal çevresinden uzaklaştırabilir. Bu nedenle yaşanan her değişikliğe mutlaka mistik bir anlam yüklemek gerekmez. Önemli olan, kişinin bu yalnızlık döneminde kendisini nasıl hissettiğidir.
Yalnızlık size sakinlik, düşünme alanı ve yenilenme sağlıyorsa geçici bir içe dönüş süreci yaşıyor olabilirsiniz. Fakat geri çekilme uzun süre devam ediyor, günlük hayatınızı ciddi biçimde zorlaştırıyor veya yoğun bir sıkıntıyla birlikte yaşanıyorsa bunu yalnızca “ruhsal uyanış” olarak açıklamak yerine daha geniş bir açıdan değerlendirmek daha sağlıklı olabilir.

Peki neden bazı arkadaşlıklar bu dönemlerde kendiliğinden sona erer?
Çünkü ilişkiler de insanların yaşam dönemleriyle birlikte değişir. İki kişi aynı yönde gelişmek zorunda değildir. Bir zamanlar hayatınızın merkezinde bulunan biri yıllar sonra size yabancı gelebilir. Bunun dramatik bir nedeni olması gerekmez. Bazen yollar yalnızca farklı yönlere doğru ilerler.
İlginç olan şudur: Bu süreçte bazı insanlar yalnızlaşırken, bir süre sonra kendilerine çok daha uygun insanlarla karşılaştıklarını söyler. Bunun spiritüel bir açıklaması olup olmadığı tartışılabilir, fakat psikolojik açıdan oldukça anlaşılırdır. İnsan neye değer verdiğini daha iyi bildikçe, kendisine benzeyen insanları seçme ihtimali de artar.
Bu nedenle ruhsal uyanış sırasında hissedilen yalnızlık her zaman kalıcı olmayabilir. Bazen eski sosyal kimliğin çözülmesi ile yeni ilişkilerin kurulması arasındaki geçiş dönemidir. Bir odanın eşyalarını değiştirmek için önce ortalığın biraz boşalması gerekir.
Belki de bu dönemin en önemli sorusu “Neden herkesten uzaklaşıyorum?” değil, şudur:
Yanımda kim olduğunda gerçekten kendim olabiliyorum?
Çünkü içsel dönüşümün sonunda insanın amacı herkesten kopmak değil, artık kendisini küçültmek zorunda olmadığı ilişkileri seçebilmektir. Ve bazen insan bunu anlayabilmek için bir süre sessizliğe ihtiyaç duyar.



Bir Cevap Yazın