
Kediler insanlık tarihinin en ilginç sembolik yolculuklarından birine sahip. Bir uygarlıkta kutsallıkla, koruyuculukla ve bereketle ilişkilendirildiler; başka bir toplumda karanlığın, cadılığın ve uğursuzluğun sembolüne dönüştüler. Aynı hayvanın bu kadar zıt anlamlar taşıması, aslında kedilerden çok insanların onlara bakışını anlatıyor.
Kedi ile insan arasındaki ilişkinin kökeni oldukça eskiye uzanır. Tarım toplumlarının ortaya çıkmasıyla birlikte insanlar tahıl depolamaya başladı. Tahıl depoları kemirgenleri, kemirgenler de kedileri insan yerleşimlerine çekti. Böylece kedi ile insan arasında oldukça doğal bir ortaklık oluştu. Kediler fareleri uzak tutuyor, insanlar da onlara güvenli bir yaşam alanı sağlıyordu. Ancak zamanla bu pratik ilişkinin üzerine güçlü sembolik anlamlar eklendi.
Kedilerin sessiz hareket etmesi, geceleri iyi görebilmesi, karanlıkta dolaşması ve insanın kontrolüne tamamen girmeyen bağımsız yapısı onları sıradan bir evcil hayvandan daha fazlasına dönüştürdü. Bir köpek çoğu zaman ne istediğini açıkça belli ederken, kedi daha gizemli bir hayvandır. Uzun süre sessizce bir noktaya bakabilir, gecenin ortasında bir anda hareketlenebilir, insanın fark etmediği seslere tepki verebilir. Bu özellikler özellikle eski toplumlarda kolayca doğaüstü anlamlarla ilişkilendirilebiliyordu.
Eski Mısır, kedilerin olumlu semboller taşıdığı en bilinen uygarlıklardan biridir. Burada kediler özellikle Bastet adlı tanrıçayla ilişkilendirilirdi. Bastet zamanla ev, kadınlık, doğurganlık, annelik ve koruyuculuk gibi kavramlarla bağlantılı hale geldi. Kedilerin yavrularına karşı şefkatli fakat tehdit karşısında son derece güçlü davranabilmesi bu sembolizmle oldukça uyumluydu. Ayrıca kedilerin tahıl depolarını kemirgenlerden koruması onların günlük yaşam açısından da değerli olmasını sağlıyordu.
Bu nedenle Eski Mısır’da kedi yalnızca sevilen bir hayvan değildi; kutsal düzenin ve korumanın sembollerinden biri haline gelmişti. Kedilerin mumyalanması, kedi biçimli adak heykelciklerinin kullanılması ve Bastet kültünün özellikle Bubastis kentinde önem kazanması bu ilişkinin ne kadar güçlü olduğunu gösterir.
Fakat kedinin sembolik kimliği tarih boyunca aynı kalmadı. Avrupa’da özellikle Orta Çağ’ın sonları ve erken modern dönemde kediler giderek daha karanlık anlamlarla ilişkilendirilmeye başladı. Bunun temel nedenlerinden biri kedilerin gece aktif olması ve bağımsız davranışlarıydı. Karanlık, bilinmeyen ve doğaüstü güçler arasındaki bağlantı güçlüydü. Bu yüzden geceleri sessizce dolaşan bir hayvanın büyü ve doğaüstü anlatılar içine girmesi şaşırtıcı değildi.
Burada sık tekrarlanan bir yanlış bilgiye de dikkat etmek gerekir. “Orta Çağ’da Kilise bütün kedileri şeytani ilan etti” şeklindeki anlatı tarihsel olarak fazla basitleştiricidir. Kediler Avrupa’da evlerde ve manastırlarda yaşamaya devam etmiş, kemirgen kontrolünde kullanılmaya devam etmiştir. Bununla birlikte bazı dini ve folklorik anlatılarda özellikle siyah kediler karanlık ritüellerle ilişkilendirilebilmiştir. 13. yüzyılda Papa IX. Gregorius döneminde yayımlanan Vox in Rama adlı belgede siyah bir kedi figürü sapkınlıkla ilişkilendirilen bir ritüelin parçası olarak anlatılır. Bu metin bütün kedilere yönelik bir yasak değildir, ancak siyah kedinin karanlık ve şeytani imgelerle aynı anlatı içinde yer alması sonraki kültürel çağrışımları beslemiş olabilir.

Cadılık inanışlarının yoğunlaştığı erken modern Avrupa’da bu bağlantı daha da belirginleşti. Cadılarla ilişkilendirilen “yardımcı ruhların” zaman zaman hayvan biçiminde ortaya çıktığına inanılıyordu. Bu hayvanlar arasında kediler de vardı. Zamanla özellikle siyah kedi, cadının yoldaşı biçiminde popüler bir simgeye dönüştü.
Siyah rengin de bu süreçte önemli bir rolü vardı. Siyah, Batı kültüründe uzun süre gece, ölüm, bilinmeyen ve gizlilikle ilişkilendirildi. Karanlıkta neredeyse görünmeden hareket edebilen siyah bir kedi bu sembolizme kusursuz biçimde oturuyordu.
Bununla birlikte siyah kedinin uğursuz sayılması evrensel bir inanış değildir. Bazı Britanya geleneklerinde siyah kedi iyi şansla ilişkilendirilmiştir. Denizciler arasında kedilerin uğur getirdiğine dair inanışlar da görülür. Japon kültüründe kedi çoğu zaman olumlu bir simgedir ve maneki-neko figürü bereket, iyi şans ve refahla ilişkilendirilir.
Bu fark bize semboller hakkında önemli bir şey söyler: Bir hayvanın sembolik anlamı hayvanın kendisinden çok, onu yorumlayan kültür tarafından oluşturulur.
İslam kültüründe de kedilere karşı genel yaklaşım oldukça farklıdır. Kediler çoğunlukla temiz, ev hayatına yakın ve insanla birlikte yaşamaya uygun hayvanlar olarak görülmüştür. İslam tarihi ve folklorunda Hz. Muhammed’in kedilere merhametli davrandığına ilişkin çeşitli anlatılar bulunur. Bu anlatıların bazı ayrıntıları tarihsel açıdan tartışmalı olsa da kedinin İslam toplumlarındaki olumlu imajı oldukça güçlüdür. Osmanlı şehir yaşamında da kediler sokak kültürünün doğal bir parçası olmuştur. Bugün özellikle İstanbul kedileri neredeyse şehrin kültürel kimliğinin bir parçası sayılır.
Kedilerle ilgili başka bir yaygın inanış da onların “dokuz canlı” olduğudur. Bu düşüncenin kökeninde muhtemelen kedilerin çevikliği ve tehlikeli düşüşlerden zaman zaman kurtulabilmesi vardır. Kediler havadayken bedenlerini çevirip ayaklarının üzerine düşmelerine yardımcı olan doğal bir refleks sistemine sahiptir. Elbette bu özellik onların gerçekten dokuz canı olduğu anlamına gelmez, ancak eski insanlar için tehlikelerden tekrar tekrar kurtulan bir hayvan oldukça etkileyici görünmüş olmalıdır.
Belki de kedilerin tarih boyunca bu kadar güçlü bir sembol haline gelmesinin nedeni onların ikili doğasıdır. Hem evcildirler hem bağımsızdırlar. Hem şefkatli olabilirler hem de avcıdırlar. Hem insanın yanında yaşarlar hem de kendi dünyalarını korurlar. Gündüz evimizin bir parçasıdırlar, gece ise sanki başka bir karaktere bürünürler.
İnsan kültürleri bu özelliklerin farklı taraflarını öne çıkardı. Eski Mısır kedinin koruyuculuğunu ve bereketini gördü. Avrupa folklorunun bazı dönemleri onun geceyle ilişkisini ve bağımsızlığını tehdit olarak yorumladı. Başka toplumlar ise aynı hayvanı şans, refah veya koruma sembolüne dönüştürdü.
Belki de kedinin sırrı tam olarak burada yatıyor. İnsanlar onu hiçbir zaman tamamen çözdüklerini hissetmediler.
Kedi yalnızca bir ev hayvanı değil, insanın bilinmeyene karşı duyduğu merakın da sessiz bir aynasına dönüştü.
Bir zamanlar Eski Mısır’da kutsal alanların yakınında görülen kedi ile yüzyıllar sonra Avrupa’da cadıların yoldaşı olarak hayal edilen siyah kedi ve bugün koltuğun üzerinde uyuyan ev kedisi aslında aynı hayvandı.
Kaynakça
Encyclopaedia Britannica, Bastet
The Metropolitan Museum of Art, Cats in Ancient Egypt
British Library, Cats in Medieval Manuscripts
Encyclopaedia Britannica, Witchcraft
Smithsonian Magazine, The Ancient History of the Domestic Cat



Bir Cevap Yazın